4x4 Nisan 2006

 

Arzın Merkezine Yolculuk

Mağaracılık

 


Kimileri yerden ayaklarını kesip dünyaya yüzlerce metre yüksekten bakarak bilinmeyene ve adrenaline yolculuğu başlatıyorken, kimileri de aynı heyecanı yerden yüzlerce metre aşağıda buluyor. Arzın merkezine kadar uzanan tünellerde, ürkütücü karanlık ağızları ile soğuk obruklarda, içlerinde bazen antik kalıntıları bazen de eski mezarları ama illa ki yeni keşiflerin heyecanını barondıran mağaralarda... Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü yıllardır yeni ve hevesli mağaracılar yetiştiriyor. Şimdi "çaylak” mağaracıların ağzından Kurban Bayramında Antalya "9 Saniya" mağarasına yapılan ilk inişin hikayesini okuyacaksınız.

PAZAR
Kurban bayramı arifesi kulüp odasında toplanıp gezi için hazırlanmaya başladık. Malzeme ve yiyeceklerin toplanması, alışveriş ve masa üzerinde insanların eller havaya oynaması akabinde otobüsün de gelmesi ile çantalar yüklenilip yola çıkıldı. Kampın bir hafta süreceğinin planlanması, hayatında ilk defa bu kadar uzun süreliğine kampta kalacak olan benim aklımda çeşitli soru işaretleri yaratmıştı. Duş ve tuvalet bu soruların başını çekiyordu.

PAZARTESİ
Kamp yerinin orada Antalya'lı ekiple, TAMAK'lılarla buluştuk. Kamp yeri bir kireç fabrikasının bahçesiydi. Lakin fabrika bacalarından çıkan dumanlar kamp alanının hemen yanındaki göletin güzelliğini gölgeleyemiyordu. Çadırları kurup bir şeyler atıştırdıktan sonra, TAMAK'lı arkadaşlarla kayalıklardan yukarıya mağaralara doğru yaklaşık 45 dakika sürecek bir yürüyüşe başladık. Yol üzerindeki iki güzel, küçük, 'sevimli' mağaradan sonra biraz daha yukarılarda ‘9 saniye' adlı obruğa geldik. Ağzım açık kalmıştı ve samimi olmak gerekirse biraz da dizlerimin bağı çözülmüştü. Yükseklik korkusu olan ve o ana kadar aldığı tüm eğitim okulun, yangın merdivenlerinde 'ampul' olmaktan ibaret olan ben, önümdeki uçsuz bucaksız canavar karşısında sessiz sedasız bakakaldım.
DORUK TATAR

Benim ilk ciddi dikey mağara deneyimim olacak mağara; ağzı elli metre çapında ve dibi gözükmeyen dev bir kratere benziyordu. Mağaranın kesin bir adı yoktu, oralı ekip taşın düşme süresine göre buraya "9 Saniya Mağarası” diyorlardı. Söylentiye göre bir zamanlar İngiliz bir ekip gelip mağarayı incelemişler. Bu yüzden biz de hemen, çakılı bolt (ipin sürttüğü yerlerde sürtünmeyi kesmek için, ipin yönünü de değiştirebilen istasyon) var mı diye etrafı aradık ama bulamadık. Demek ki ilk kez BÜMAK girecekti buraya.
İSMAİL ONUR GÜRSES

Biz yeniler mağaraya bakaduralım Yaman iniş için hazırlanmaya başlamıştı bile. Biz kampa geri döndük, gece yarısına doğru yukarıdakiler de kamp ateşine ulaştılar. Söylediklerine göre yaklaşık 200 metre derinliğindeki bir mağara ile karşı karşıyaydık. Ölçü ya da metre duygum çok gelişmemesine rağmen, hiç de yadsınamayacak derinlikte olan bir mağara olduğunu idrak edebildim.
DORUK TATAR

SALI
Sabah 3 gruba ayrılma kararı verildi. İlk grup, yukarıdaki büyük canavar ile uğraşacaktı. İkinci grup, yatay mağaralara bakacaktı. Son grup ise kampta kalıp mağaradan gelenlere en azından sıcak bir çorba hazırlayacaklardı. Ben ikinci gruptaydım. Beş kişi Tabak2 olarak isimlendirilen ve girişinde 5 metrelik dikey inişi olan mağaraya giriş yapacaktık. Antalya'ya gelirken bu mağara için içinde kalıntılar olduğunu duymuştuk. Girişin küçüklüğüne rağmen içerisi inanılmaz büyüklükte galeri ve salonlarla doluydu. Salonlarda kırık çömlek parçaları vardı.
İSMAİL ONUR GÜRSES

Gireceğimiz mağara, içeriden sıcak hava üfleyen bir kaç metrelik bir dikey inişin ardından yataylaşan bir mağaraydı. Yeni mağaracılar olan ben ve Pelin meraklı çocuklar gibi içeride dolaşmaya başladık. Girdiğimiz odaların birinde kafatasları ve pek çok kemik vardı İster istemez kendime, bu insanların nasıl öldüğü sorusunu sormaya başladım. Ama korkmadım tabii (şanım yürüsün). Pelin'in manzaradan rahatsız olması, bizi geri dönmeye zorladı (bir daha şanım yürüsün). Emrah kemikleri birleştirip onlara bir ‘anlam' vermeye çalıştı ama sonuç olarak tüm gece iskeletlerle ilgili kabuslar gördü.
DORUK TATAR

ÇARŞAMBA
Benim kampta bekleme sıramdı. Sabah gelen sağlık görevlileri,çevrede kuş gribine dair işaretler arıyorlardı. Bu arada gün ışığına çıkan kampın bazı ekstra ihtiyaçları (yumurta, şokella, bebek bisküvisi) nedeniyle 5 kişi en yakın köye yürüyerek gittik. Köyün bakkalında istediklerimizin tamamını bulamayınca bu kez de en yakın ilçeye yöneldik. Otostop'un insanlık tarihindeki en yararlı buluşlarından biri olduğunu bir kere daha gördük. Gece, yukarıdaki ekip bir iyi, bir de kötü haberle geldiler. İyi haber; Dibe ulaşmışlardı. Kötü haber ise her zamanki gibi iyi haberin önemini tamamen yitirmesine neden oluyordu: Eğitmenlerimiz, biz çaylakların dibe inemeyeceğini söylüyorlardı. Bildik bir klişe durum ile karşı karşıya kaldım. Bir tarafımda; ”Boşveriyi oldu. Aklını peynir ekmekle mi yedin sen” diyen bir ses. Diğer tarafta ise; ”Ne demek boş ver ne korkak adamsın, ne diye geldin o zaman bunca yolu”diyen başka bir ses. Hangisinin kanatlı, hangisinin boynuzlu olduğunu halen bilmiyorum.
DORUK TATAR

Toplam 180 metre olan obruk; 80 ve 100 metrelik 2 adet tek iniş sonunda bitiyordu. Eğitimlerimiz, hiç birimizin sonundaki 80 metrelik free-fall (duvarsız iniş) için yeterli tecrübesi olmadığını söyleyip inmemize izin vermediler önce. Sonunda dikey mağara tecrübesi olmayanların 80 metredeki balkola kadar inmeleri için razı ettik onları.
İSMAİL ONUR GÜRSES

PERŞEMBE
Ve büyük gün... Sonunda obruğa girebileceğiz. Kahvaltıda dün 180 metrede 'laylaylom' ip döşeyen Yaman'ın, oldukça çekingen bir edayla "bu yumurtada kuş gribi var mıdır” demesi bizi çok güldürdü. Malzemeleri toplama ve giyinme faslından sonra, 45 dakikalık bir yürüyüş ve tırmanışın ardından mağaranın ağzındaydık. Tahmin ettiğim üzere üç gün öncesi gibi heybetliydi ve bir o kadar da korkutucuydu.
DORUK TATAR

Önce tecrübeli eğitmen, arkasından da biz girecektik ipe. Önce serhan girdi mağaraya, ilk boltu (istasyonu) geçtikten sonra ben, benim arkamdan da Aslı girmişti. En yukarıda ise Mehmet ters giden bir şey var mı diye bekliyordu. Her bolt geçen yukarısındakine ”İP BOŞ” diye bağırıyordu. İlk iki boltta ayaklarım tam yere basarken üçüncü bolta geldiğimde adrenalin seviyem tavan yaptı. Dümdüz duvara bağlıyım ve altımda -180 metrelik dibi görünmeyen bir karanlık boşluk. Ben kendimi sakinleştirmeye çalışırken yukarıdan Aslı "İsmail kameraya bak” diye seslendi. Herhalde hayatımdaki en zor gülümsemeyi sundum o an. Ayaklarımı dayadığım duvar haricindeki karşı duvar bana yaklaşık 30-40 metre uzaktaydı. Doğanın korkunç gücünü ağzım açık, gözlerim kocaman açılmış seyrede seyrede inişimi yapmaya devam ettim.
İSMAİL ONUR GÜRSES

Daha ilk bolta gelmeden bu işin okulun yangın merdivenlerindeki gibi olmadığını anladım. Kendimi kelimenin tam anlamıyla doğa ananın kucağına bırakmış gibi hissettim. Artık sadece ben, o canavar ve Memo'nun yukarıdan gelen sesi vardı. Sonunu görmediğiniz bir boşluğa düşmenizi engelleyen tek şey bağlı olduğum ip. Artık günlük sıkıntılarınız, dertleriniz yoktur. İnsanoğlunun tek ve gerçek dürtüsü olan hayatta kalma dürtüsü sarar her tarafınızı böyle bir durumda. Zihniniz hiçolmadığı kadar temizdir ve öyle olmalıdır.
DORUK TATAR

Free-fall, duvarla olan bütün ilişkinizin sadece ipin bağlı olduğu tepe noktası olan bir boşlukta iniştir. Hiçbir şeye tutunamazsınız ve kendi etrafınızda dönerek aşağı inersiniz yavaş yavaş. Sadece 30 metreydi ama en yakın duvarın metrelerce ötede olduğunu görünce heyecan ve keyfin verdiği karışık duygularla etrafımı inceleyerek inişimi tamamlayıp balkona vardım.
İSMAİL ONUR GÜRSES

YUKARI ÇIKIŞ
Çıkış faslı zor ve yorucuydu. Bir an kollarımın beni daha fazla sürükleyemeyeceğini ve sonsuza kadar o ipte asılı kalacağımı düşündüm. Aşağıdan bakıldığında gün ışığı beni bekliyor gibi gözükmesine rağmen yukarı çıkınca aslında havanın karardığını gördüm. Bir an mağaranın ne kadar karanlık olduğunu unutmuşum. Yeryüzündekilerin tanık olmadıkları bir karanlık... Kampta son akşam yemeğini huzurlu ve biraz da gurulu bir şekilde yedim. Kampta ateş başı biraları tüketiliyordu, her ne kadar canım çekse de yeterince yorulmuştum.Kafayı çekmek yerine kafayı dinlemeyi tercih ettim.
DORUK TATAR

CUMA DÖNÜŞ
Beş günün nasıl geçtiğini anlayamadık. Mağaranın sonunu sadece havadan gören biz yenileriniçinde biraz burukluk vardı ama biliyorduk ki bir gün oranın sonuna ayak basabileceğimiz kadar tecrübe sahibi olabilecektik.
İSMAİL ONUR GÜRSES

Boğaziçi Üniversitesi'ne ilk kaydımı yaptırdığım gün kendimi BÜMAK'ta ve binanın yangın merdivenindeki ilk SRT eğitimimi yaparken buldum. Hem de yükseklik korkusu yüzünden dizlerim titreyerek. Bolt, stres geçme derken kayıt gününden 6 ay sonra -175lik derinliğindeki bir mağarada -70m derinliğinde free-fall ininşini yapıyordum. Bir yanda doğayla iç içe geçirilen tatiller, bir yanda mağaranın büyüleyiciliği ve bir yanda eğlenceli kamp hayatı. Gezi öncesi hazırlıkları, yolculuk, ateş başı muhabbetleri, sucuk keyfi... Korkularınla yüzleşmek, bilinmeyeni keşfetmek, el değmemiş güzellikleri görmek... Eğlenceyi yaşamak, hayatı bambaşka bir yönden tatmak... Doğanın milyonlarca yılda işlediği mağaralar arasında yolculuğa çıkmak, bir mağaracı olmak... İşte tüm bunlar bir arada,kimilerinin mağaracılığı hayatının önemli bir parçası yapmasındaki sebepler.
PELİN KURT