Formsante Eylül 2005

 

FORMSANTE OKUYUCULARI KEŞFE DEVAM EDİYOR
MAĞARACILIK YAPTIK

 


Hafta sonu 12 kişilik heyecanlı bir ekip olarak İzmit'e mağaracılık öğrenmeye gittik. Şamatalı bir yolculuk, bilmediğimiz kaslarımızı bile çalıştıran bir mağaracılık deneyimi ve yaktığımız kamp ateşi bu maceradan aklımızda kalanlar. Heveslendiyseniz, Boğaziçi Üniversitesi Mağaracılık Kulübü sporcuları sizi de böyle bir maceraya davet ediyor. En sonunda bunu da yaptık! Formsante olarak hangi outdoor sporunu deneyimlemedik diye düşünürken, mağaracılık yapma fikri geldi aklımıza. Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK) sporcuları eşliğinde mağaracılık öğrenmek için bize başvuran okuyucularımızla birlikte İzmit'in Aytepe Mağarası'nın yolunu tuttuk. Eğitmenlerimiz; Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü(BÜMAK) üyelerinden deneyimli mağaracılar Sencer Çoltu, Serhan Kırlangıç, Asım Samlı, Emrah Sanön' dü. BÜMAK üyeleri, okuyucularımız, ben, fotoğrafçımız Nihat ve grafikçimiz Metin'den oluşan Formsante Ekibi olarak mağaranın yolunu ararken bol bol kaybolduk, yol üzerinde mağaracılık için yaptığımız alışverişe de epey şaşırdık. Özel tulumları ve ışıklı kaskları BÜMAK temin etti bizim için ama çizme ve eldivenleri kendimiz temin ettik. Bu arada mağaracılık yapmak için 'havalı' ekipmanlar hayal edenlere duyurulu; Mağaraya girerken pazarda satılan plastik çizmelerden giydik! Elimize de birer çift bulaşık eldiveni geçirdik. Evet, yanlış okumadınız, malzemeler bunlar, çünkü ıslak ve kaygan ortamlar olan mağaralarda kayıp düşmenin ve ıslanmamanın en iyi yolu bu! Bu arada sonradan fotoğraflarımızı görüp, içimizdeki ‘mağaracılık sevgisini' anlamayarak bizle dalga geçen arkadaşlarımıza cevap bile vermiyoruz.

MACERA BAŞLIYOR

İzmit yakınlarında Yuvacık Barajı'ndan araçla Aytepe Mağarası'na doğru tırmanıyoruz. Yoksa Veysel Dayı Mağarası mı demeliyim? Veysel Dayı yörenin yerlisi ve herkes tarafından tanınan birisi. Yıllardır işlettiği kırkahvesi, oradan geçen yerli ve yabancı dağ yürüyüşü ekiplerinin ve mağaracıların uğrak noktası. Bunları niye mi anlatıyorum? Mağaraya girmek için kır kahvesinin içinden geçip tırmanmanız gerekiyor da ondan. Bu yüzden mağaracılar bile 'Veysel Dayı Mağarası' adını takmışlar mağaraya. Kahvenin içinden geçip asma merdivenle girişe tırmanıyorsunuz ve macera başlıyor.

ÖNCE EĞİTİM

Mağaraya girmeden önce BÜMAK sporcuları donanım ve mağarada nelerle karşılaşacağımız hakkında bir eğitim veriyorlar. Mağaralar ıslak ve soğuk mekânlar olduğundan tenimize deyecek iç kıyafetler yünlü olmalıymış. Bunların üzerine su geçirmeyen tulumları, plastik çizme ve eldivenleri giyeceğiz. Başımızı korumak için takacağımız kaskların üzerinde aydınlatma sağlayan bir düzenek var. Bunu nasıl hazırlayacağımızı öğreniyoruz. Yanımızda getirdiğimiz ‘karpit' adlı özel bir taşı, tulumumuza bağlayacağımız özel haznenin içindeki bölmeye yerleştiriyor, diğer bölmeye su dolduruyoruz. Karpit taşının özelliği, suyla temas ettiğinde yanıcı bir gaza dönüşmesiymiş. Haznenin ucu da üstünde çakmak bulunan kaskımıza hortumla bağlı. Hortumdan geçen gaz, aydınlanmak istediğimiz anlarda kaskımızda çaktığımız çakmak sayesinde aleve dönüşüyor, evet mağarada kafamızda yanan minik alevlerle dolaşıyoruz. Ceplerimize bol bol şeker ve çikolata dolduruyoruz. Adetmiş, içerde enerjimiz tükendiği anlarda bu yiyecekler bizi şarj edecek. Az sonra ziyaret edeceğimiz mağara 'yatay' bir mağara. Yani gezimiz mağarada dağ yürüyüşü tadında olacak.-Daha doğrusu biz öyle kolay sanıyorduk.-Bir de dikey mağaralar var. Yani uzun inişler ya da tırmanışlar yapılanlar. Biz bir günlük eğitim için yatay olanını tercih ettik çünkü dikey mağaralar için önceden bir iki gün süren iple iniş çıkış dersleri almak gerekiyor. Bu eğitimde açık havada, örneğin bir yangın merdiveninde alıştırmalar yapılarak gerçekleşiyor. BÜMAK eğitmenlerinin üzerinde durduğu bir başka konu da psikoloji. Mağaraya girerken kendimizi iyi hissetmiyorsak, birbirimizden etkilenip kendimizi içeri girmeye zorlamamanız gerekiyor. Zira aramızda 'gizli klostrofobikler'olabilirmiş. Yani kişi böyle bir fobisi olduğunun kendisi bile farkında olmayabilirmiş ki bunun örneğine az sonar şahit de olduk. İçeri asla tek başına girilmiyor, ayrıca ekipte bir kişi acil durumlar için daima dışarıda bekliyor. İçeri girerken son uyarılara gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz. Bizi getiren şoför 'Hep birlikte bir fotoğraf çektirelim, gidip de dönmemek var.' diyor. Bir köylü amca da arkamdan sesleniyor 'Ne işin var kızım senin buralarda, yol yakınken dönüver evine!'


VEE MAĞARADAYIZ!

Kasklarımızdaki çakmaları çakıyor ve sırayla mağaraya giriyoruz. Girişin ışığı arkamızda kaybolmadan da ilk firemizi veriyoruz. İçimizden biri fena halde terliyor ve geri dönmeye karar veriyor. Doğrusu bu durumdan pek mahcup olduğu için kim olduğunu söylemeyeyim. Ben içeride kendimi oldukça iyi hissettim. Dingin bir ortam, binlerce yılın yaşanmışlığını yansıtan kayalar, yanlarından geçtiğimiz sarkıt ve dikitler, usul usul akan suyun ve kendi sesimizin yankısı… Başımızda yanan alevler eşliğinde karanlığa, bilinmeyene yürümek insanı derin düşüncelere sevk ediyor anlayacağınız. Ama sadece meditatif bir ortam değil burası, kendimi Lara Croft gibi hissettiğim bol aksiyonlu bölümler var. Daracık Daracık geçitlerden sürünmek, tabandaki 3 metre suya düşmemek için ayaklarımız iki yana açık yan duvarlarda yürümek, kaya tırmanışları ve inişleri bilmediğim kaslarımı bile çalıştırdı. Nereye basacağımıza karar vermek de stratejik düşünmeyi gerektiriyor. Bu sporu şirket çalışanlarına kişisel gelişim olarak da önermelerine şaşmamak gerek. Ve mağaramızın sonunda işte büyük ödül; suyu iyice azalmış da olsa bir şelale ve minik bir gölet karşılıyor bizi son noktada. Dönüş öncesi mola verip tadını çıkartıyoruz bu ortamın. Bir an için ışıklarımızı söndürüyor ve gerçek mağara ne demek onu deneyimliyoruz. Ne de olsa dönüş yolu yine güzel ama zorlu olacak.


 


GÜN IŞIĞINA ÇIKMAK

En sonunda gün ışığı göründü. Dışarı çıktığımızda bu sporun en zevkli bölümü bizi bekliyordu. Mağaracılığın vazgeçilmez bir parçası olan kampçılıktan söz ediyorum. Ekip olarak ateş yaktık, karnımızı doyurduk ve ateş başında sohbet ederek kurumaya çalıştık. Dönüş yolunda tüm yorgunluğa rağmen enfes bir gün geçirdiğimiz konusunda aynı fikirdeydik…

BUNLARI BİLİN!

*Bilimsel adı speleoloji olan mağaracılık, günümüzde hidrojeolojiden arkeolojiye birçok bilim dalıyla bir arada çalışıyor.
*Mağaracılar yeni mağaralar keşfettiklerinde haritalama çalışması yapıyor.
*Mağaralarda uyuyan minik yarasalarla karşılaşabilirsiniz.
*Mağaralarda gömülü define bulunduğu gibi haberler sadece şehir efsanesi.

OKUYUCULARIMIZ ANLATIYOR
 


BAŞAK UYSAL,29 öğretmen 

'Zorlu bir spormuş'

Yemyeşil ama zor yollardan giderek mağaranın girişine ulaştık. İşin en kolay kısmının alışveriş ve yol olduğunu anlamam geç olmadı. İçeride üşümememiz için tulumlar giydik, başımızı korumak için başlıklar taktık. En ilginç bulduğum ve ilk kez duyduğum şey de aydınlanma yöntemiydi. Ben fenerle aydınlanacağımızı sanıyordum ama başlıklarımızın ucunda bulunan çakmakla ve suyla birleştiğinde yanıcı bir gazla elde edilen bir taşla yanan bir ışık sayesinde içeriye girdik. Hazırlıkları ve içeriye girip dar ve zor yolları gördükten sonar bu gezinin turistik bir gezidense zorlu bir spor olduğunuz anlamamız zor olmadı. Öyle ki kalabalık bir grup olmamız benim korkularımdan kurtulmama yardım etti. Keza karanlık ve kapalı yer korkusu olan kişiler için pek de uygun bir yer değildi. Hocalarımızın profesyonelliği de beni rahatlattı tabii. Onların rahatlığı, bizim ilk deneyimimiz için oldukça önemliydi. Çünkü ne olacağı, nereye gideceği belli olmayan yollardan geçiyorduk. Her yol ayrı bir maceraydı bizim için.'Acaba nereye çıkacak bu yol, ne zaman genişleyecek?' diye düşünüyordum yorulduğumda. Yolun sonu yorulduğumuza değdi.3 metre derinlikteki su ve bu suyu çevreleyen yüksek taşlardan akan suları görmek, zifiri karanlıkta herkesin ışığı söndürdüğünde 'gerçek mağara karanlığını yaşamak' güzel deneyimlerdi. Benim için özel bir geziydi.


YÜCEL ERDEM,30 tekstilci 

'Gerçek karanlığı gördüm'

Benim için olay 'Nee, mağaracılık mı? O ne demek?' boyutundaydı. Belki de bütün güzelliği bundaydı. Hiçbir şey bilmediğin bir olayı keşfetmek ve yeni insanlarla tanışmak. O mağaraya girene kadar aslında mağaranın bile tam olarak ne olduğunu bilmediğimi fark ettim. Bilimsel yanından öte binlerce yıllık bir oluşumun içinde bulunmak, zamanın akışına bu kadar net şahit olmak ve gerçek karanlığın ne demek olduğunu görmek mükemmeldi. Benim yapımda bir insana göre fazla uç bir uğraşı olsa da farklı bir şey denemek adına çok iyi bir tercih…


EZGİ ER, 25 Öğrenci 

'Kulübe üye olacağım'

Kafamda canlandırdığımdan çok farklı bir gezi oldu. Bu kadar teçhizatla profesyonel anlamda bir deneyim olacağını sanmıyordum. Uzman arkadaşların bizi yönlendirmesiyle ve verdikleri bilgilerle ilk başta bana çok zor görünen yerleri bile kolaylıkla geçtim. (Bir bacağımı suya daldırmak zorunda kalmak dışında!) Çıktığımda kafamda tek bir düşünce vardı: 'Bu sporu devam ettirip Kulübe üye olmak.'.


İPEK CANDAŞ,27 Dış ticaret uzmanı 

'Sürprizlerle dolu'

Daha önce pek çok kez merak edip de yapamadığım bir etkinlikti. Teknik bilgiler ve kullanılan malzemeleri öğrenip bu deneyimi yaşadıktan sonra zannettiğimden daha ciddi bir uğraş olduğunu anladım. Dışarıdan yalnızca küçük bir oyuk olarak görünen mağarada her bir adımda doğanın büyüleyici oluşumlarıyla karşılaştık. Özellikle rotamızın son noktasındaki gölcük benim için çok büyük bir sürpriz oldu. Bu gezi sayesinde bir süredir çeşitli dallarıyla uğraştığım doğa sporlarına bir yenisi daha eklendi!