Kocakuyu Gezisi - Balıkesir (9 Nisan 2011)

9 Nisan cumartesi sabahı Adil, Serkan, Mehmet Özgün, Emre ve İlker, Emre'nin arabasıyla Balıkesir'e doğru yola çıktı.

Feribotta eski zontalardan Serkan, İlker ve Emre
Eski 'zonta' lardan Serkan, İlker ve Emre  feribotta (soldan sağa)

Öğleden sonra Kepsut'a vardığımızda önce güzel bir yemek yendi, ardından gezi alış-verişi yapıldı. Yemek yediğimiz lokantanın sahibi Mehmet Bey de bir kaç mağara ihbarında bulundu. Bu ihbarlar çok yakın zamanda değerlendirilmeye çalışılacak.


İlker, Serkan, Mehmet Özgün ve kendisini de fotoğrafa dahil etmek isteyen Adil Kepsut'ta bir esnaf lokantasında

Kepsut'tan sonra Dursunbey'e doğru yola devam edildi. Dursunbey'e varmadan Akbaşlar Köyünden sola dönüldü ve Hasanlar Köyü'ne varıldı. Henüz köyün girişindeyken yaşlı bir amca (Hoca Mevlüt) arabanın önüne atıldı ve kim olduğumuzu niye geldiğimizi sordu. Kocakuyu Mağarası Hasanlar Köyünden geçen eski Dursunbey-Balıkesir yolunun hemen kenarında, Hasanlar Köyünden çıkınca 2-3 km uzakta bulunmaktadır. Mevlüt Hoca bizi oraya kadar götürdü, hafızasıyla bizi şaşırtan bu amca yıllar evvel burayı araştırmak için MTA'dan gelen Lütfü Bey'in ismini unutmamıştı.


Kamp alanında Serkan ve İlker

Köy ve mağara arasında, çeşmeye de yakın olan uygun bir yere kamp atıldı. Hemen ardından Adil, Serkan ve İlker mağarayı döşemek üzere yola koyuldu. Bu mağaraya yıllar evvel (10 yıl kadar önce) Mehmet Ali Özel, Mehmet Döker, Yaman Özakın ve diğerleri de gelmişlerdi. Yıllardır gelinmeyen bu mağaraya girmek o kadar da kolay olmadı.
Mağara'ya neresinden gireceğimize karar vermek yaklaşık 4 saatimizi almıştı. Sonunda bir yerden doğal bağlantı alarak inişe Serkan başladı ama bu kez de aşağıda herhangi bir doğal bağlantı, bolt vb. bulamadığından geri çıktı. Saatlerce bir şey yapamadan mağaranın ağzında ordan oraya dolaşmak Serkan'ı ve bizi zihnen yormuştu. Serkan'ın ardından mağaraya İlker girdi. 3 bolt çakarak biraz ilerledikten sonra rescue saati geldiğinden hemen toparlanıp kampa döndük.
Dönüş yolunda Serkan çok kızmıştı ve sürekli ''Bu mağaraya mutlaka gireceğiz, dibine kadar ineceğiz, çok kızdım...'' diyordu. Gece saat 1 gibi kampa varınca güzel bir ateş yaktık, yemeğimizi yedik ve ertesi gün erkenden kalkmak üzere uyuduğumuzda saatler 3'ü gösteriyordu.

Sabah saat 8'de uyanıp, bu kez mağaraya girme konusunda kararlıydık, Serkan, Adil ve İlker yola çıktı. Kampın az ilerisindeki çeşmeden suyumuzu içtik.


Serkan, Adil ve İlker Çeşmenin başında.

Mağaraya yürüyerek 10 dakika içinde vardık. Serkan hemen önceki gece yaptığımız döşemeyle mağaraya indi ama bu kez farklı bir istikametten gitmeye çalıştı. Önceki 2 boltu söktü daha sonra yıllar önce Bümak'lıların çaktıkları boltu buldu, bir kaç doğal bağlantı yaptı. Bu sırada Adil ve İlker mağaranın ağzında güneşin etkisiyle mayışarak uyudu. Adil'in hormalası Serkan'ın söylediğine göre mağaranın içinden bile duyuluyordu.


Kocakuyu'nun girişi ve sağ tarafta Serkan

Bir süre sonra Serkan aşağıda bir bolt daha bulduğunu ama ona güvenemediğini söyleyerek çıktı ve benim gidip bakmamı istedi.  Bu sırada Adil kampa giderek Emre ve Özgün'ün gelmelerini söyleyecekti. İnerken daha mağaranın girişine yakın bir yerde Serkan'ın çekicini düşürmüş olduğunu gördüm. Daha doğrusu çekicin ipi kopmuştu. Çekici aldım ve mağara ağzındaki Serkan'a doğru fırlattım. Serkan ''İlker yapma, ne yapıyorsun, yanına al...'' diye bağırıyordu. Çekiç geri düştü ve yakaladım, ikinci kez Serkan'ın haykırışlarına aldırış etmeden çekici bir kez daha fırlattım bu kez de Serkan'a ulaşmadı ama mağaranın dibine ulaştı. Bu olaydan sonra mağaranın dibine inmemiz şart olmuştu.

Bir bolt çakarak ve daha aşağıda eski bir boltu kullanarak mağaranın dibine ulaşmıştım. İpin sonunun geldiği yerde yaklaşık % 35 - 40 eğimli bir çarşak bulunuyordu. Kendimi güvene alarak dikkatli bir biçimde ipten ayrıldım ve mağaranın dibinde çekici aramaya koyuldum.

Kocakuyu Mağarasının dibindeki bu galeri bir hayli ilginç: Akşam üzerine kadar mağaranın girişine vuran güneş ışınları mağaranın dibindeki bu büyük galerinin ortasına yakın bir yere nokta biçiminde ulaşıyor ve adete parklarda bulunan bir gece lambası gibi mağaranın dibini aydınlatarak çok güzel bir görüntü oluşturuyordu. Bahsettiğimiz gibi iple inilen noktadan sonra çok eğimli olacak biçimde çarşak başlıyordu. İrili ufaklı taşlar üst üste yığılmıştı ve mağaranın daha aşağısındaki bir çukura doğru dökülmekteydi. Bu çukur mağaranın en dip seviyesidir. Çukurun etrafı her yönden çarşak ve küçük taneli toprak ile çevrilidir. Mağaradaki tüm malzeme adeta bu çukura doğru akmaktadır. Bu galeri 70x60 m genişliğinde daire şeklindedir. Tavan yüksekliği yaklaşık 40 metredir. Tavandan damlayan ve yan duvarlardan sızan sular dışında bütünüyle kurudur. Bu galeriden mağara ağzına baktığınızda sağ duvarda görülmeye değer oluşumları göreceksiniz. Sol duvar tarafı ise kurudur ve daha yoğun bir çarşaktan oluşmaktadır. İki duvar arası ise hafif nemli ve küçük taneli taşlardan oluşmaktadır. Dipteki bu galeride hareket kabiliyeti yüksek eğimden dolayı oldukça kısıtlanmaktadır. Herhangi bir hatada mağaranın daha dibindeki çukura doğru düşmek an meselesidir. Bu çukur kapalı bir çukurdur.

Bu büyük ve ürkütücü galeride 5 dakika içerisinde çekici şans eseri hiç tahmin edemeyeceğim bir yerde buldum. Yarım saat kadar sonra Serkan da aşağıya indi ama Emre ve Özgün'ün son bolta kadar inmelerini rica ettik. İniş ve çıkışlarda yoğun miktarda taş düşmektedir dolayısıyla çok dikkatli olmak gerekiyor.

Saat 17:00 sularında hepimiz mağaradan çıktık ve kampa doğru giderken yolda yıllar evvel Bümaklılara kuzu kesen köylüyle karşılaştık. Kuzuyu nasıl bir anda yediklerini anlattı. Bizim de canımız çekti ama yapabileceğimiz tek şey ilerideki köyde alabalık yemekti.



Kiremitte köfte yemeyi bekleyen Emre

Pazar akşamı Yalova'da Topçular vapur iskelesinde yoğunluktan dolayı yaklaşık 2 saat kaybettik. Gece İstanbul'a  ancak vardık. Bu gezide büyük emeği bulunan Emre'ye teşekkürü bir borç biliriz. İTÜMAK'tan gelen Mehmet Özgün de ne kadar iyi olduğunu bizlere zonta ekibine gösterdiği uyumla ispat etti.

Yazan: İlker